15 Nisan 2010 Perşembe
chris kamara misses sending off at portsmouth
1957 doğumlu emekli ingiliz futbolcu..
portsmouth, stoke city, leeds united, middlesbrough, sheffield united gibi takımlarda forma giydi. defansif orta saha olan chris'in ingiltere liglerinde 641 maçta 71 golü var.
1995 sonrasında kariyerine teknik direktör olarak devam etti. hatta faal futbol hayatının son senesinde bradford city'de oyuncu-teknik direktör olarak görev yaptı. daha sonra 3 sene kadar da stoke city teknik direktörlüğünü üstlendi.
şimdilerde ise ingiltere'nin en sevilen muhabirlerinden.
Kaynak: ekşi-sözlük
Düz Adam
Taksi şöförü : Hoş geldiniz.
Düz Adam : Hoş buldum. Ben sadece.
Taksi şöförü : Nereye gidiyoruz?
Düz Adam : Ana avrat düz gidelim.
Kaynakça: düz adam http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=18570986
Düz Adam : Hoş buldum. Ben sadece.
Taksi şöförü : Nereye gidiyoruz?
Düz Adam : Ana avrat düz gidelim.
Kaynakça: düz adam http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=18570986
14 Nisan 2010 Çarşamba
Ersun Yanal ve Klasik Düşüş Hikayesi
klasik dusus ile itham edilen bir teknik adamdir bu. anket yapin, yuz kisiye sorun, 92'si klasik dusus der. hatta bu dususu calistirdigi tum takimlarda yasamis olarak gosterirler, boyle de bir durum.
ersun yanal 1998-2000 yillari arasi denizlispor'u calistirmistir. 1998-99 sezonunda denizlispor 1. lige cikmistir. 1999-2000 sezonunda, 1. lige yeni yukselen bir takim olarak denizlispor 11. haftaya kadar ligi ilk 2'de goturmus, ilk yariyi 5. bitirmistir. sene sonunda 8.lik gelmistir.
bakiniz daha bu sene gozunuzun onunde canli ornekler var; hull city, hoffenheim falan. bu takimlar da ilk yarida harikalar yaratip ikinci yarida patladilar. simdi bu teknik direktorler de mi ersun yanal mantalitesinde yani? sorun bu mu? yoksa 2. ligden yeni yukselen bir takim olduklari icin kadro, mantalite ve butce yetersizliginden mi cekiyorlar?
gecelim ankaragucu'ne. 1999-2000 sezonunda ankaragucu ligi 13. bitirmistir. ersun yanal bu takimi almis, ligi 6. sirada bitirttirmistir bunlara. bu sefer dusmemis, yukselmistir de kendisi, zira ligin ilk yarisini 11. sirada kapatmistir. klasik dusus yok yani. turkiye kupasi'nda da ceyrek finalde fenerbahce'ye elenmistir ankaragucu bu sezon.
bir sonraki sezonda (2001-2002), ankaragucu lige, sene sonunda kume dusecek olan antalyaspor'a 8 atarak baslamis, ligi 14. sirada bitirerek kume dusmekten 3 puan fark ile kurtulacak olan malatyaspor'a da akabinde 6 atmistir. tabii bu durum medyayi gaza getirmistir. fakat ankaragucu sonrasinda ust uste maglubiyetler alip, 10. hafta itibariyle 10 puanla 14. siraya kadar gerilemistir. sonra ersun yanal kovulmus mudur? hayir. peki ne olmustur? ankaragucu ligi yukselerek bitirmistir, 4. sirada.
burada dusus nerede peki? yok. neymis, ersun yanal ankaragucu'ne dusus yasatmis. nerede klasik dusus? adam 13. sirada aldigi takimi iki sezon sonunda 4. siraya cikartiyor, bak bak dususe bak.
sonra tartismali bir sekilde, bir onceki sezonu 7. sirada tamamlayan genclerbirligi'ne geciyor kendisi. 5. haftada lider olan takim, 6. haftada bir maglubiyetle 5. siraya dusuyor; keza puanlar yakin. ama matematik bilmeyen icin bu klasik dusus tabii. neyse, genclerbirligi ilk yariyi liderin 7 puan arkasinda 4. sirada tamamliyor. 18. haftada ikincilige cikiyor genclerbirligi, 25. haftada liderle arasinda 2 puan fark var ve 3. sirada. 27. haftada fenerbahce ile deplasmanda 3-3 berabere kaliyor, ve 4 puan arkaya dusuyor yarista. 29. haftada malum 27 nisan 2003 altay genclerbirligi maci var. bu mactan sonra, zaten ucunculugu matematiksel olarak garantilemis genclerbirligi yaristan kopuyor. turkiye kupasinda final oynuyor, finalde trabzonspor'a maglup oluyor.
dusus? yok.
2003-04 sezonuna gelelim. genclerbirligi lige cok iyi baslamiyor, 5. hafta sonunda 12. sirada, 10. hafta itibariyle 8. siraya tirmaniyor. ilk yariyi liderin 17 puan arkasinda 7. sirada tamamliyor. milli takima resmi imzayi attigi tarihte genclerbirligi 8. sirada.
bir onceki sezona gore dusus var diye atlayacak olanlar vardir; hatirlatalim. genclerbirligi o sezon turkiye kupasi'nda finalde gene trabzonspor'la karsilasiyor ve gene yeniliyor. uefa kupasi'nda ise, herkesin hatirlamasi gerektigi gibi, 4. turda, kupayi kazanacak olan valencia'ya uzatmalarda yedigi golle eleniyor.
sezon icinde ligde dusus? yok. genel anlamda basarida dusus? yok.
milli takim macerasi sonrasi manisaspor'un basina geciyor ersun yanal. o tarihe kadar ligde 9 mac oynamis manisa, 9 macta 9 puan almis, 11. sirada. ilk yariyi 20 puanla 11. sirada bitiriyor. sonra manisaspor, 23. haftada 6. siraya cikiyor besiktas'in hemen ensesinde. bu zirve performans oluyor, sonra sezonu 10. sirada bitiriyor.
sonraki sezon herkesin malumu. 11. haftada liderligi, fenerbahce'ye evinde 3-2 yenilerek kaptiran, kisitli kadroya sahip, ilk 11'i sakatliktan dagilmis, forveti kalp krizi gecirmis manisaspor, psikolojik cokuse geciyor. ersun yanal'in ciddi anlamda dustugu ikinci takim manisaspor.
trabzonspor'u ise tekrar tekrar anlatmama gerek yok herhalde. sene basinda "avrupa kupalari'na katilalim yeter" diyen bir takim, gelen basarili sonuclarin arkasindan sampiyonluk havasina giriyor, sonra da sezon ortasinda bas taci ettikleri bir adami 2 ayda harciyorlar. yonetim olsun, taraftar olsun. bu harcama yapilirken herkesin agzinda bir laf. "klasik ersun yanal dususu".
yahu rakamlar ortada, istatistikler ortada, hersey ortada. nerede klasik dusus? yok. herkes herseyi cok iyi biliyor, herkes olayi cozmus, bir cumleyle butun bilinmeyenleri denklemden cikarmisiz ya, olay bu. ersun yanal'in takimlari hep duser zaten.
trabzonspor ilk yarida 17 macta 35 puan toplamis. ikinci yarida 12 macta 18 puan toplamis. kalan 5 macta ilk yari performansina ulasmasi matematiksel olarak mumkun. ama ersun yanal dustu bitti kul oldu.
ersun yanal'i istediginiz gibi elestiriniz: taktik, kondisyon, kadro secimi vs. ama bir kez daha biri "bu adamin calistirdigi takim kesin dususe gecer haci!" derse agzina burnuna mese budagindan yapilma sopamla dalacagim; onu da belirteyim.
edit: yanlislikla genclerbirligi'ne uefa'da final oynatmisiz trabzonspor'la (o kadar istatistik beyni eritti tabii), uyaran cok sayida arkadasa tesekkurlerimi iletirim.
edit2: altay genclerbirligi macinda ne oldugunu hatirlamak isteyenler icin: http://www.tff.org/...ault.aspx?pageid=29&macid=16651
spoiler: genclerbirliginden sari kart gormeyen bir tek ben kaliyorum mac sonunda.
Yazı : http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=16056994 adresinden birebir alınmıştır. Tarafımdan yazıda yapılmış herhangi bir edit yoktur. Yazan: shelbyl. Amaç: Arşivimde bulunsun.
ersun yanal 1998-2000 yillari arasi denizlispor'u calistirmistir. 1998-99 sezonunda denizlispor 1. lige cikmistir. 1999-2000 sezonunda, 1. lige yeni yukselen bir takim olarak denizlispor 11. haftaya kadar ligi ilk 2'de goturmus, ilk yariyi 5. bitirmistir. sene sonunda 8.lik gelmistir.
bakiniz daha bu sene gozunuzun onunde canli ornekler var; hull city, hoffenheim falan. bu takimlar da ilk yarida harikalar yaratip ikinci yarida patladilar. simdi bu teknik direktorler de mi ersun yanal mantalitesinde yani? sorun bu mu? yoksa 2. ligden yeni yukselen bir takim olduklari icin kadro, mantalite ve butce yetersizliginden mi cekiyorlar?
gecelim ankaragucu'ne. 1999-2000 sezonunda ankaragucu ligi 13. bitirmistir. ersun yanal bu takimi almis, ligi 6. sirada bitirttirmistir bunlara. bu sefer dusmemis, yukselmistir de kendisi, zira ligin ilk yarisini 11. sirada kapatmistir. klasik dusus yok yani. turkiye kupasi'nda da ceyrek finalde fenerbahce'ye elenmistir ankaragucu bu sezon.
bir sonraki sezonda (2001-2002), ankaragucu lige, sene sonunda kume dusecek olan antalyaspor'a 8 atarak baslamis, ligi 14. sirada bitirerek kume dusmekten 3 puan fark ile kurtulacak olan malatyaspor'a da akabinde 6 atmistir. tabii bu durum medyayi gaza getirmistir. fakat ankaragucu sonrasinda ust uste maglubiyetler alip, 10. hafta itibariyle 10 puanla 14. siraya kadar gerilemistir. sonra ersun yanal kovulmus mudur? hayir. peki ne olmustur? ankaragucu ligi yukselerek bitirmistir, 4. sirada.
burada dusus nerede peki? yok. neymis, ersun yanal ankaragucu'ne dusus yasatmis. nerede klasik dusus? adam 13. sirada aldigi takimi iki sezon sonunda 4. siraya cikartiyor, bak bak dususe bak.
sonra tartismali bir sekilde, bir onceki sezonu 7. sirada tamamlayan genclerbirligi'ne geciyor kendisi. 5. haftada lider olan takim, 6. haftada bir maglubiyetle 5. siraya dusuyor; keza puanlar yakin. ama matematik bilmeyen icin bu klasik dusus tabii. neyse, genclerbirligi ilk yariyi liderin 7 puan arkasinda 4. sirada tamamliyor. 18. haftada ikincilige cikiyor genclerbirligi, 25. haftada liderle arasinda 2 puan fark var ve 3. sirada. 27. haftada fenerbahce ile deplasmanda 3-3 berabere kaliyor, ve 4 puan arkaya dusuyor yarista. 29. haftada malum 27 nisan 2003 altay genclerbirligi maci var. bu mactan sonra, zaten ucunculugu matematiksel olarak garantilemis genclerbirligi yaristan kopuyor. turkiye kupasinda final oynuyor, finalde trabzonspor'a maglup oluyor.
dusus? yok.
2003-04 sezonuna gelelim. genclerbirligi lige cok iyi baslamiyor, 5. hafta sonunda 12. sirada, 10. hafta itibariyle 8. siraya tirmaniyor. ilk yariyi liderin 17 puan arkasinda 7. sirada tamamliyor. milli takima resmi imzayi attigi tarihte genclerbirligi 8. sirada.
bir onceki sezona gore dusus var diye atlayacak olanlar vardir; hatirlatalim. genclerbirligi o sezon turkiye kupasi'nda finalde gene trabzonspor'la karsilasiyor ve gene yeniliyor. uefa kupasi'nda ise, herkesin hatirlamasi gerektigi gibi, 4. turda, kupayi kazanacak olan valencia'ya uzatmalarda yedigi golle eleniyor.
sezon icinde ligde dusus? yok. genel anlamda basarida dusus? yok.
milli takim macerasi sonrasi manisaspor'un basina geciyor ersun yanal. o tarihe kadar ligde 9 mac oynamis manisa, 9 macta 9 puan almis, 11. sirada. ilk yariyi 20 puanla 11. sirada bitiriyor. sonra manisaspor, 23. haftada 6. siraya cikiyor besiktas'in hemen ensesinde. bu zirve performans oluyor, sonra sezonu 10. sirada bitiriyor.
sonraki sezon herkesin malumu. 11. haftada liderligi, fenerbahce'ye evinde 3-2 yenilerek kaptiran, kisitli kadroya sahip, ilk 11'i sakatliktan dagilmis, forveti kalp krizi gecirmis manisaspor, psikolojik cokuse geciyor. ersun yanal'in ciddi anlamda dustugu ikinci takim manisaspor.
trabzonspor'u ise tekrar tekrar anlatmama gerek yok herhalde. sene basinda "avrupa kupalari'na katilalim yeter" diyen bir takim, gelen basarili sonuclarin arkasindan sampiyonluk havasina giriyor, sonra da sezon ortasinda bas taci ettikleri bir adami 2 ayda harciyorlar. yonetim olsun, taraftar olsun. bu harcama yapilirken herkesin agzinda bir laf. "klasik ersun yanal dususu".
yahu rakamlar ortada, istatistikler ortada, hersey ortada. nerede klasik dusus? yok. herkes herseyi cok iyi biliyor, herkes olayi cozmus, bir cumleyle butun bilinmeyenleri denklemden cikarmisiz ya, olay bu. ersun yanal'in takimlari hep duser zaten.
trabzonspor ilk yarida 17 macta 35 puan toplamis. ikinci yarida 12 macta 18 puan toplamis. kalan 5 macta ilk yari performansina ulasmasi matematiksel olarak mumkun. ama ersun yanal dustu bitti kul oldu.
ersun yanal'i istediginiz gibi elestiriniz: taktik, kondisyon, kadro secimi vs. ama bir kez daha biri "bu adamin calistirdigi takim kesin dususe gecer haci!" derse agzina burnuna mese budagindan yapilma sopamla dalacagim; onu da belirteyim.
edit: yanlislikla genclerbirligi'ne uefa'da final oynatmisiz trabzonspor'la (o kadar istatistik beyni eritti tabii), uyaran cok sayida arkadasa tesekkurlerimi iletirim.
edit2: altay genclerbirligi macinda ne oldugunu hatirlamak isteyenler icin: http://www.tff.org/...ault.aspx?pageid=29&macid=16651
spoiler: genclerbirliginden sari kart gormeyen bir tek ben kaliyorum mac sonunda.
Yazı : http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=16056994 adresinden birebir alınmıştır. Tarafımdan yazıda yapılmış herhangi bir edit yoktur. Yazan: shelbyl. Amaç: Arşivimde bulunsun.
9 Nisan 2010 Cuma
we are not english we are scouse
8 Nisan 2010 Perşembe
Top, saha, zaman ve Barcelona Sırları
Dönemler kapanırken geleceği tanımlama kaygısı ortaya çıkar. 20. Yüzyıl kapanırken gelecek üzerine çıkarsamalar sarmıştı ortalığı, biliyorsunuz. Futbolda 21. Yüzyıl’ın takımını seçmeye koyulmuştuk... Önce Liverpool, Ajax’tı bu takım. Sonra Dinamo Kiev.
21. Yüzyıl’a ve 3. bin yıla gireli 10 yılı geçmiş bile. Yeni dönemlerin ilk yılları ne çabuk geçiyor. Bugünün Barcelona’sına bakıyorum da işte o eskiden tanımlamaya çalıştığımız ‘yeni yüzyılın takımı’ bu takımmış.
Sadece seyir zevki vermiyor, sadece oyun ufkumuzu açmıyor Erguvani-Mavililer. Daha da öteye giderek, ‘Barselonamsı’ ya da ‘Barselonian’ ya da ‘Barselonesk’ gibi tabirlerle adlandırılacak yeni bir futbol ekolünün simgesi oluyor. Gerçekten ‘bir futbol takımından daha fazlası’ var ortada. Barcelonesk futbolu en iyi oynayanlardan Arsenal ile hakiki Barcelona’nın Şampiyonlar Ligi’nin finalinde oynamalarını isterdim. Sert ve kaotik bale yapan Barcelona finale yürüyebilirdi rahatça. Ama daha kırılgan ve zarif bir koreografiyi sahaya yansıtan Arsenal final öncesinde elensin istemedim. Olsun, kura şansı mı şanssızlığı mı diyelim, yine de çeyrek finalde karşılaştılar ya... Hem de iki maç yaptılar. Ne ki artık finalin eski tadı olmayacak benim için.
(Bir başka final eşleşmesi umudum olan Barcelona-Inter yarı finalini dört gözle ama başka gözlerle bekliyorum, o ayrı.)
Topa egemen olacaksın
İki Barça-Arsenal karşılaşmasında umduğumuzdan fazlasını bulduk değil mi? İlk maçın ilk ve son yarım saatleri neydi öyle? Ya ikinci maçın ilk yarısı... Toplamda atılan 9 gol var. Ve sayısız pozisyon. Kaleciler topu oyuna sokarken, ya da savunmacılar kalelerinin önünde ilk pasları
yaparken bu kadar meraklandığınız, heyecanlandığınız maç oldu mu?
Bundan da öte, ilk maçta adım atacak halleri kalmayan Barcelonalılar arasında, çatlak bacağıyla sekerek dolaşan Fabregas gözümün önünden gitmeyecek. Hiçbir şey onu arkadaşlarından ve oyundan koparamazdı o dakikalarda.
Arsa futbolundan şampiyonluklara, futbolun o amatör ruhu dolaşıyordu o an sahada.
Bir de ikinci maç sonunda Messi’nin, İngiliz geleneğine uyarak evine götüreceği hat-trick topuyla oynayışını, o çocuksu neşesini, unutmayacağım.
Duygulardan olgulara döneyim. Barcelona’nın ve Barselonian takımların en büyük özelliğinin topu kontrollerinde tutmak olduğu biliniyor. İstatistikler söylüyor zaten bunu. Futbol kolektif bir
oyun ama tek topla oynanıyor. Temelindeki zıtlıklardan biri bu. Böyle olunca çare yok, o tek topa sahip olacaksın.
Barça ikinci maçta yüzde 61 topa sahip olmuş. Arsenal’e ise yüzde 39 kalmış. Tabii Serpil Hamdi Tüzün’ün hep işaret ettiği gibi, aslında iki takımın da topa sahip olmadığı bir ‘hâl’ ve yüzde var. Barcelona’nın birinci sırrı burada işte. Bu süreyi de en aza indiriyorlar. Kontrollerinden çıkardıklarında top ya filelere, ya kaleciye ya da auta gidiyor, ya da son anda rakip oyuncu tarafından kesiliyor. Rakibe top göstermiyorlar tamam da, topla da gerektiği yerde vedalaşmasını biliyorlar.
Sahaya egemen olacaksın
Barcelona’nın topa çok sahip olduğunu ve çok pas yaptığını biliyoruz. Arsenal’in de en tipik özelliği bu. Hocaları Wenger’e ‘tek top Arsene’ diyenler bile varmış. Buna karşın ikinci maçta Barça 530 küsur isabetli pas yaparken, Arsenal’inkiler 230 küsurlarda kalmış.
Pekiyi topa fazla sahip olmak ve fazla pas yapmak tek başına iyi ve güzel futbolun garantisi mi? 1994 Dünya Kupası’nda Parreira’nın Brezilyası kendi yarı alanında bıktırıcı ölçüde geri-yan pas yapıyordu ve dünyanın gördüğü en yavan kupanın baş aktörü oldular.
Futbol tek topla oynanan bir takım oyunu olduğuna göre top bir oyuncunun ayağındayken ötekilerin, hakemlerin bile, ne yaptığı, nerede durduğu, nereye hareketlendiği önemli. İşte burada top kadar sahanın kullanımı devreye giriyor.
Top rakipteyken Barcelona inanılmaz ölçüde ileride basıyor ve alan daraltıyor. Rakibe iki pastan fazlasına izin vermiyor. Zaten en zayıf oldukları yer kendi ceza alanlarının önü... O yüzden Guardiola, “Riske girmeme riskine giremeyiz” diyerek sürdü takımını sahaya Londra’da. Bunun sonucunda, “Hayatımda seyrettiğim en müthiş yarım saat” diye övdüğü futbolu oynadı takımı... Arsenal’i ceza alanı çevresinde tuttular. İlk 44 dakikada, o maç 4-0 olacakken, futbol bu, ikinci maç 3-1 oldu.
İlk maçın ilk yarısı için Arsene Wenger’in yorumu, “Defansta kalarak bu maçtan çıkma şansımız yoktu” olacaktı. Çıkmakta geciken defansın arasına atılan iki topla 0-2 geriye düşünce Fransız hoca, Eboue ve Walcott’ı sahaya sürerek oyunu Barça yarı alanına yıkacak ve beraberliği kurtaracaktı... İkinci maçın başında Arsenal orta alan kademeleriyle rakibi ileride tuttu, bir derin pasta golü buldu ama sonra Barça’yı ve Messi’yi durduramadı. Çünkü topu kazanınca Barcelonalılar tek paslarla dar alandan çıkıyor. O sırada her Barcelonalı ileriye doğru boş alanlara giderek ayağında top olan arkadaşlarına pas alternatifleri ya da top sürme alanları yaratıyor. Top rakipteyken daralttıkları sahayı, top kendilerindeyken genişletiyorlar.
İlk maçta İbrahimoviç, (ki Messi’yle ve genelde Barça’da oynaması hayırlı mı değil mi, karar
veremedim), iki gol vuruşunu yaparken Messi neyle meşguldü dersiniz?
Sonuçta Barça çok pas yapıyor ama her pas bir öncekinden daha etkili hale geliyor. Top giderek canlanıyor ve basit bir pasla başlayan zincir tehlikeli bir atakla ya da gol vuruşuyla sonuçlanıyor. Barcelona’nın ikinci sırrı burada.
Tabii her oyuncu arkadaşlarının yarattığı üç dört alternatifin farkında. Bunlardan en doğrudan, en güvenli ve en kısa olanını içgüdüsel olarak seçiyor. Genç takımdan başlayarak bu terbiye ile yetişiyor. En etkili olacak yerde pas veriyor-alıyor, en etkili olacak yerde top sürüyor, en etkili olacak yerde şut atıyor. İşte Messi.
Zamana egemen olacaksın
Özellikle ikinci maçın ikinci yarısında Arsenalliler de topa ve sahaya sahip oldular ama karşı kalede etkili olamadılar. Etkili oldukları anlarda ofsayta düştüler. Çünkü hızlı değillerdi. Tek viteste oynuyorlardı. Çabuk hızlanıp çabuk yavaşlayamıyorlardı; ivmeleri yoktu. Zor kazandıkları topları kolay kaybettiler. Fabregas’ı aradılar. Zamana egemen olamadılar kısacası. Son hamlelerde hep geç kaldılar. Her pasları bir önceki pastan etkisiz ve dağınık oldu.
Barçalılar ise ilk maçın ilk yarısında ve ikinci maçın genelinde zamana egemendi. Rakipten önce hamlelerini yaptılar... Günümüzde topla bu kadar hızlı dönebilen, bu kadar ileri geri vites değiştiren ve bu kadar kolay arkadaşını bulan başka takım yok. Bu da Barcelona’nın üçüncü sırrı... Böyle olunca, attıkları paslar sanki bir sonraki hamleyi dikte ettiriyor. Sonraki
oyunun mesajını ve şifresini taşıyor.
Bakınız: Üçüncü golde Abidal’in kafayla Messi’nin koşu yoluna bıraktığı top.
Egemenlik kayıtsız şartsız anlayanın
Böyle maçların sarhoşluğundan ayıldığımızda haklı olarak soruyoruz: “Bunların oynadığı futbolsa, bizim oynadığımız ne?”. Tabii sorunun cevabı önce onların ne oynadığını anlamaktan geçiyor. Nasıl oluyor da, o altyapıdan birbirinin aynı felsefede ama farklı kişilikte İniesta’lar, Xavi’ler, Busquets’ler, Fabregas’lar çıkıyor? Nasıl oluyor da beceri farklarıyla aynı tarz oynamaya çalışan Messi’ler, Bojan Krkic’ler, Pedrolar, Jeffren’ler, Giovanni dos Santos’lar yetişiyor? Nasıl oluyor da bunların en iyileri, büyük hedeflere oynayan Barça gibi bir takımda ilk 11’e yerleşiyor, vasat olanlar önemli liglere gidiyor? Nasıl oluyor da bu futbolcular geleceğin futbolunu bugüne getiriyor?
Önce bunları anlamaya çalışmak gerek. Sonra da hüküm kesmeyi bırakıp bizde olanı anlamaya çalışmak gerek. ‘Ön libero’ , ‘pivot santrfor’, ‘playmaker’, ‘az forvet-çok forvet’, ‘önce gol yemeyeceksin-önce gol atacaksın’, ‘puan futbolu-güzel futbol’, ‘hocaydı, değildi’, ‘şunu sok, bunu çıkar’ skolastiğini bırakıp olgularla yüzleşmek gerek. Yoksa onların oynadığı da futbol, bizim oynadığımız da.
Barcelona’yı babam da çalıştırır...
Yahu şu ‘Barcelona’yı babam bile çalıştırır’ lâflarını bırakalım artık. Baksanıza, ‘zaytung.com’un haberine göre Barcelona Başkanı Laporta açıklama yapmış. “Biz hocalara bu kadar parayı boşuna mı veriyoruz, Türkiye’de aranızdan seçin birini, bize hoca olarak yollayın” diye... Ayrıca babalarınıza ayıp olmuyor mu? Bu kadar beceriksiz mi adamlar? Emek ve akıl gerektirmeyecek işlere hep onları layık görüyorsunuz.
Kaynak: İBRAHİM ALTINSAY 08/04/2010 Radikal
21. Yüzyıl’a ve 3. bin yıla gireli 10 yılı geçmiş bile. Yeni dönemlerin ilk yılları ne çabuk geçiyor. Bugünün Barcelona’sına bakıyorum da işte o eskiden tanımlamaya çalıştığımız ‘yeni yüzyılın takımı’ bu takımmış.
Sadece seyir zevki vermiyor, sadece oyun ufkumuzu açmıyor Erguvani-Mavililer. Daha da öteye giderek, ‘Barselonamsı’ ya da ‘Barselonian’ ya da ‘Barselonesk’ gibi tabirlerle adlandırılacak yeni bir futbol ekolünün simgesi oluyor. Gerçekten ‘bir futbol takımından daha fazlası’ var ortada. Barcelonesk futbolu en iyi oynayanlardan Arsenal ile hakiki Barcelona’nın Şampiyonlar Ligi’nin finalinde oynamalarını isterdim. Sert ve kaotik bale yapan Barcelona finale yürüyebilirdi rahatça. Ama daha kırılgan ve zarif bir koreografiyi sahaya yansıtan Arsenal final öncesinde elensin istemedim. Olsun, kura şansı mı şanssızlığı mı diyelim, yine de çeyrek finalde karşılaştılar ya... Hem de iki maç yaptılar. Ne ki artık finalin eski tadı olmayacak benim için.
(Bir başka final eşleşmesi umudum olan Barcelona-Inter yarı finalini dört gözle ama başka gözlerle bekliyorum, o ayrı.)
Topa egemen olacaksın
İki Barça-Arsenal karşılaşmasında umduğumuzdan fazlasını bulduk değil mi? İlk maçın ilk ve son yarım saatleri neydi öyle? Ya ikinci maçın ilk yarısı... Toplamda atılan 9 gol var. Ve sayısız pozisyon. Kaleciler topu oyuna sokarken, ya da savunmacılar kalelerinin önünde ilk pasları
yaparken bu kadar meraklandığınız, heyecanlandığınız maç oldu mu?
Bundan da öte, ilk maçta adım atacak halleri kalmayan Barcelonalılar arasında, çatlak bacağıyla sekerek dolaşan Fabregas gözümün önünden gitmeyecek. Hiçbir şey onu arkadaşlarından ve oyundan koparamazdı o dakikalarda.
Arsa futbolundan şampiyonluklara, futbolun o amatör ruhu dolaşıyordu o an sahada.
Bir de ikinci maç sonunda Messi’nin, İngiliz geleneğine uyarak evine götüreceği hat-trick topuyla oynayışını, o çocuksu neşesini, unutmayacağım.
Duygulardan olgulara döneyim. Barcelona’nın ve Barselonian takımların en büyük özelliğinin topu kontrollerinde tutmak olduğu biliniyor. İstatistikler söylüyor zaten bunu. Futbol kolektif bir
oyun ama tek topla oynanıyor. Temelindeki zıtlıklardan biri bu. Böyle olunca çare yok, o tek topa sahip olacaksın.
Barça ikinci maçta yüzde 61 topa sahip olmuş. Arsenal’e ise yüzde 39 kalmış. Tabii Serpil Hamdi Tüzün’ün hep işaret ettiği gibi, aslında iki takımın da topa sahip olmadığı bir ‘hâl’ ve yüzde var. Barcelona’nın birinci sırrı burada işte. Bu süreyi de en aza indiriyorlar. Kontrollerinden çıkardıklarında top ya filelere, ya kaleciye ya da auta gidiyor, ya da son anda rakip oyuncu tarafından kesiliyor. Rakibe top göstermiyorlar tamam da, topla da gerektiği yerde vedalaşmasını biliyorlar.
Sahaya egemen olacaksın
Barcelona’nın topa çok sahip olduğunu ve çok pas yaptığını biliyoruz. Arsenal’in de en tipik özelliği bu. Hocaları Wenger’e ‘tek top Arsene’ diyenler bile varmış. Buna karşın ikinci maçta Barça 530 küsur isabetli pas yaparken, Arsenal’inkiler 230 küsurlarda kalmış.
Pekiyi topa fazla sahip olmak ve fazla pas yapmak tek başına iyi ve güzel futbolun garantisi mi? 1994 Dünya Kupası’nda Parreira’nın Brezilyası kendi yarı alanında bıktırıcı ölçüde geri-yan pas yapıyordu ve dünyanın gördüğü en yavan kupanın baş aktörü oldular.
Futbol tek topla oynanan bir takım oyunu olduğuna göre top bir oyuncunun ayağındayken ötekilerin, hakemlerin bile, ne yaptığı, nerede durduğu, nereye hareketlendiği önemli. İşte burada top kadar sahanın kullanımı devreye giriyor.
Top rakipteyken Barcelona inanılmaz ölçüde ileride basıyor ve alan daraltıyor. Rakibe iki pastan fazlasına izin vermiyor. Zaten en zayıf oldukları yer kendi ceza alanlarının önü... O yüzden Guardiola, “Riske girmeme riskine giremeyiz” diyerek sürdü takımını sahaya Londra’da. Bunun sonucunda, “Hayatımda seyrettiğim en müthiş yarım saat” diye övdüğü futbolu oynadı takımı... Arsenal’i ceza alanı çevresinde tuttular. İlk 44 dakikada, o maç 4-0 olacakken, futbol bu, ikinci maç 3-1 oldu.
İlk maçın ilk yarısı için Arsene Wenger’in yorumu, “Defansta kalarak bu maçtan çıkma şansımız yoktu” olacaktı. Çıkmakta geciken defansın arasına atılan iki topla 0-2 geriye düşünce Fransız hoca, Eboue ve Walcott’ı sahaya sürerek oyunu Barça yarı alanına yıkacak ve beraberliği kurtaracaktı... İkinci maçın başında Arsenal orta alan kademeleriyle rakibi ileride tuttu, bir derin pasta golü buldu ama sonra Barça’yı ve Messi’yi durduramadı. Çünkü topu kazanınca Barcelonalılar tek paslarla dar alandan çıkıyor. O sırada her Barcelonalı ileriye doğru boş alanlara giderek ayağında top olan arkadaşlarına pas alternatifleri ya da top sürme alanları yaratıyor. Top rakipteyken daralttıkları sahayı, top kendilerindeyken genişletiyorlar.
İlk maçta İbrahimoviç, (ki Messi’yle ve genelde Barça’da oynaması hayırlı mı değil mi, karar
veremedim), iki gol vuruşunu yaparken Messi neyle meşguldü dersiniz?
Sonuçta Barça çok pas yapıyor ama her pas bir öncekinden daha etkili hale geliyor. Top giderek canlanıyor ve basit bir pasla başlayan zincir tehlikeli bir atakla ya da gol vuruşuyla sonuçlanıyor. Barcelona’nın ikinci sırrı burada.
Tabii her oyuncu arkadaşlarının yarattığı üç dört alternatifin farkında. Bunlardan en doğrudan, en güvenli ve en kısa olanını içgüdüsel olarak seçiyor. Genç takımdan başlayarak bu terbiye ile yetişiyor. En etkili olacak yerde pas veriyor-alıyor, en etkili olacak yerde top sürüyor, en etkili olacak yerde şut atıyor. İşte Messi.
Zamana egemen olacaksın
Özellikle ikinci maçın ikinci yarısında Arsenalliler de topa ve sahaya sahip oldular ama karşı kalede etkili olamadılar. Etkili oldukları anlarda ofsayta düştüler. Çünkü hızlı değillerdi. Tek viteste oynuyorlardı. Çabuk hızlanıp çabuk yavaşlayamıyorlardı; ivmeleri yoktu. Zor kazandıkları topları kolay kaybettiler. Fabregas’ı aradılar. Zamana egemen olamadılar kısacası. Son hamlelerde hep geç kaldılar. Her pasları bir önceki pastan etkisiz ve dağınık oldu.
Barçalılar ise ilk maçın ilk yarısında ve ikinci maçın genelinde zamana egemendi. Rakipten önce hamlelerini yaptılar... Günümüzde topla bu kadar hızlı dönebilen, bu kadar ileri geri vites değiştiren ve bu kadar kolay arkadaşını bulan başka takım yok. Bu da Barcelona’nın üçüncü sırrı... Böyle olunca, attıkları paslar sanki bir sonraki hamleyi dikte ettiriyor. Sonraki
oyunun mesajını ve şifresini taşıyor.
Bakınız: Üçüncü golde Abidal’in kafayla Messi’nin koşu yoluna bıraktığı top.
Egemenlik kayıtsız şartsız anlayanın
Böyle maçların sarhoşluğundan ayıldığımızda haklı olarak soruyoruz: “Bunların oynadığı futbolsa, bizim oynadığımız ne?”. Tabii sorunun cevabı önce onların ne oynadığını anlamaktan geçiyor. Nasıl oluyor da, o altyapıdan birbirinin aynı felsefede ama farklı kişilikte İniesta’lar, Xavi’ler, Busquets’ler, Fabregas’lar çıkıyor? Nasıl oluyor da beceri farklarıyla aynı tarz oynamaya çalışan Messi’ler, Bojan Krkic’ler, Pedrolar, Jeffren’ler, Giovanni dos Santos’lar yetişiyor? Nasıl oluyor da bunların en iyileri, büyük hedeflere oynayan Barça gibi bir takımda ilk 11’e yerleşiyor, vasat olanlar önemli liglere gidiyor? Nasıl oluyor da bu futbolcular geleceğin futbolunu bugüne getiriyor?
Önce bunları anlamaya çalışmak gerek. Sonra da hüküm kesmeyi bırakıp bizde olanı anlamaya çalışmak gerek. ‘Ön libero’ , ‘pivot santrfor’, ‘playmaker’, ‘az forvet-çok forvet’, ‘önce gol yemeyeceksin-önce gol atacaksın’, ‘puan futbolu-güzel futbol’, ‘hocaydı, değildi’, ‘şunu sok, bunu çıkar’ skolastiğini bırakıp olgularla yüzleşmek gerek. Yoksa onların oynadığı da futbol, bizim oynadığımız da.
Barcelona’yı babam da çalıştırır...
Yahu şu ‘Barcelona’yı babam bile çalıştırır’ lâflarını bırakalım artık. Baksanıza, ‘zaytung.com’un haberine göre Barcelona Başkanı Laporta açıklama yapmış. “Biz hocalara bu kadar parayı boşuna mı veriyoruz, Türkiye’de aranızdan seçin birini, bize hoca olarak yollayın” diye... Ayrıca babalarınıza ayıp olmuyor mu? Bu kadar beceriksiz mi adamlar? Emek ve akıl gerektirmeyecek işlere hep onları layık görüyorsunuz.
Kaynak: İBRAHİM ALTINSAY 08/04/2010 Radikal
Sarah McLachlan - Fallen Video Lyrics
Sarah McLachlan - Fallen Video
Friendly link: http://www.youtube.com/watch?v=5xyGOeG8vdo
Sarah McLachlan - Fallen Lyrics
Heaven bent to take my hand
And lead me through the fire
Be the long awaited answer
To a long and painful fight
Truth be told I've tried my best
But somewhere along the way
I got caught up in all there was to offer
And the cost was so much more than I could bear
Though I've tried, I've fallen...
I have sunk so low
I have messed up
Better I should know
So don't come round here
And tell me I told you so...
We all begin with good intent
Love was raw and young
We believed that we could change ourselves
The past could be undone
But we carry on our backs the burden
Time always reveals
The lonely light of morning
The wound that would not heal
It's the bitter taste of losing everything
That I have held so dear.
I've fallen...
I have sunk so low
I have messed up
Better I should know
So don't come round here
And tell me I told you so...
Heaven bent to take my hand
Nowhere left to turn
I'm lost to those I thought were friends
To everyone I know
Oh they turned their heads embarassed
Pretend that they don't see
But it's one missed step
You'll slip before you know it
And there doesn't seem a way to be redeemed
Though I've tried, I've fallen...
I have sunk so low
I have messed up
Better I should know
So don't come round here
And tell me I told you so...
7 Nisan 2010 Çarşamba
Jónsi - Go Do - Video &Lyrics
Go sing, too loud
Make your voice break - Sing it out
Go scream, do shout
Make an earthquake...
You wish fire would die and turn colder
You wish, your young, could see you grow older
We should always know that we can do anything
Go drum, too proud
Make your hands ache - Play it out
Go march through a crowd
Make your day break...
You wish silence released noise in tremors
You wish, I know it, surrender to summers
We should always know that we can do everything
Go do, you'll know how to
Just let yourself, fall into landslide
Go do, you'll know how to
Just let yourself, give into low tide
Go do!
Tie strings to clouds
Make your own lake - Let it flow
Throw seeds to sprout
Make your own break - Let them grow
Let them grow (Endless summers)
Let them grow (Endless summers)
(Go do endless summers)
You will survive, will never stop wonders
You and sunrise will never fall under
You will survive, will never stop wonders
You and sunrise will never fall under
We should always know that we can do everything
Go do!
5 Nisan 2010 Pazartesi
Rijkaardın taktiğini değiştirmesine sebep olduk, İyi yaptık
Rijkaardın taktiğini değiştirmesine sebep olduk, İyi yaptık. Yok Jo dans etmiş kızlarla göbecikler atmış. Yok ya sebep bu mu?
Takıma bak şimdi;
Kalede taraftarın sevgilisi Leo Franco... Emre ve Servet hata yaptığında nerdeydi bu mantaliten... derler, diyecekler. E biraz da hak veririm derlerse...
Sağ bek bozması olmasına karşı bu sezon biraz daha iyi oynayan sabri yine sağ bekte normal seçim.
Stoper seçimi; bir nevi beynini kullanamadığını iddaa ettiği savaşçı; Servet
11 sonuna kadar hak eden ender oyunculardan biri Neill.
Kurtuluş araçı Balta. Sonunda Canerden kurtulmak böyle bir mutluluk. Ula balta seni gördüğüme sevindim, her ne kadar balta da olsan.
Ortaya gel usta ortaya, Ayhan, Barış, Topal, Sarp... Aynı 11 diyorum, dördünü sayıyorum. kabus gibi...
dos santos ve keita da savruk kanat forvet vb. mevki oyuncuları...
Taktik nasıl olacak merak ediyorum.... Sence??
Taktik maktik şöyle;
sen bas. sen de bas... sen topu kes. sen ona ver, sen alınca dripling yap, çalım at, boş bulursan vur. Olmazsa adamın içinden geçmeyi dene... yok lan o olmaz sen diğer kanada at topu, ordan devam ederiz. Hey dos santos sana geldi mi top. Ulan gene mi kontrol edemedin... Git çalım cezası veriyorum sana... Kendine çalım atacaksın. Dakikada 600 çalım atmadan gelme. Hızlı ol...
* franco yokmuş ee şimdi hiç gol yemeyiz... Yaşasın ayku ve ufuk, ne de olsa ikisini de 5 yıllık ispanya deneyimi var...
Takıma bak şimdi;
Kalede taraftarın sevgilisi Leo Franco... Emre ve Servet hata yaptığında nerdeydi bu mantaliten... derler, diyecekler. E biraz da hak veririm derlerse...
Sağ bek bozması olmasına karşı bu sezon biraz daha iyi oynayan sabri yine sağ bekte normal seçim.
Stoper seçimi; bir nevi beynini kullanamadığını iddaa ettiği savaşçı; Servet
11 sonuna kadar hak eden ender oyunculardan biri Neill.
Kurtuluş araçı Balta. Sonunda Canerden kurtulmak böyle bir mutluluk. Ula balta seni gördüğüme sevindim, her ne kadar balta da olsan.
Ortaya gel usta ortaya, Ayhan, Barış, Topal, Sarp... Aynı 11 diyorum, dördünü sayıyorum. kabus gibi...
dos santos ve keita da savruk kanat forvet vb. mevki oyuncuları...
Taktik nasıl olacak merak ediyorum.... Sence??
Taktik maktik şöyle;
sen bas. sen de bas... sen topu kes. sen ona ver, sen alınca dripling yap, çalım at, boş bulursan vur. Olmazsa adamın içinden geçmeyi dene... yok lan o olmaz sen diğer kanada at topu, ordan devam ederiz. Hey dos santos sana geldi mi top. Ulan gene mi kontrol edemedin... Git çalım cezası veriyorum sana... Kendine çalım atacaksın. Dakikada 600 çalım atmadan gelme. Hızlı ol...
* franco yokmuş ee şimdi hiç gol yemeyiz... Yaşasın ayku ve ufuk, ne de olsa ikisini de 5 yıllık ispanya deneyimi var...
2 Nisan 2010 Cuma
Dönemsel Git Gel ve Yoğunluk
Dönemsel olarak git geller ve yoğunluk, uzun süre sonra yoğunluğu delip bir yazı yazayım dedim. Esasında, amaçım iyi hoş bir yazı yazmak değil. Sadece karalamak! Yoğunluk, en çok git gel dönemlerimi buluyor yoksa bu yoğunluk mu beni git gellere itiyor? Sanırım ikincisi, çok yoğun olduğumda ve bu yoğunluk içinde farklı işler, farklı kulvarlarda at koşturma seçenekleri mevcutken, kafayı birden farklı yere konsantre etmek gerekirken çorba yapma ihtimali kuvvetlenir. Kuvvetle muhtemel çorba yaptığımda görülmüştür. Bu beceriksizlik ya da konsantrasyo kaybı ile açıklanabilir. Ancak tek açıklaması bu değil! Birbiri ile alakalı işlerde böyle bir sorun yaşamazken, birbiri ile alakasız işlerin getirdiği yoğunluk sonuçu dönemsel olarak bir git gel oluşuyor. Bu oluşum içinde kontolü kaybetmemek için çok disiplinli ve ilkeli çalışmak lazım. Benim için disiplin olmazsa olmaz olduğu kadar en nefret edilen kriterlerdendir. Zira disiplinin en kötü getirisi strestir. Stresten uzak olmak için disiplini deldiğim, boşverdiğim zamanlar çok olmuştur. Ama bu safi başarıyı getirmedi. Şuan ise benim daha çok işime yarayan yöntemi kullanıyorum. Bu farklı işler taktiği. Bu işlerin birbiri ile uzaktan yakından alaksı yok. Sıkıntılı anlarda, konsantrasyon kayıplarında iş değiştiriyorum ya da proje değiştiriyorum. Böylece bir anda düşünce boyutu farklılaşıyor. Ve daha önce fark edemediğim konuları daha hızlı fark edebiliyorum ve çözüm üretebiliyorum. Faydası çok. En azından ben de işe yarıyor. Tabi bazen bu durum da kontrolden çıktığı söylenebilir. İşte o anlardan birisi yine Gel git dönemleri. Sonuçlanması uzun sürede gerçekleşen işlerde ve özellikle devamlı yoğun konsantrasyon isteyen bu projeler, işler ile aynı anda uğraşmak zaten normal bir insanın da zorlanacağı bir durumdur. Kolay ve basit işlerde daha fazla yararını görebilirsiniz. Çok yoğun işlerde de bazen durum karmaşıklaşabiliyor ama yine de tavsiye edililir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
